2000 yılının öncesinde internetle boğuşuyoruz. telefonla belli merkezleri arayarak internete giriyoruz. O zaman eksik olan şey karşı taraftan gelecek çevir sesi. Arıyoruz meşgul çalıyor, arıyoruz sistem açmıyor. Çünkü telefonla aranan makinenin bize cevap vermesi, bir nevi alo buyurun demesi lazım. Ama herkes internet istiyor ve kimse için yeterli internet yok.

Diyelim ki sisteme dahil oldunuz bir şekilde. Ondan sonra daha büyük bir kavga başlıyor: Sistemdeki insanlarla veri akışı için boğuşmak. Çünkü Türkiye’nin dışarı akan dere yatakları ve oradan gelen nehir yataklarının kapasitesi belli. Beş kişi su içmek için nehire eğildiğinde sorun yok. Yüz kişi geldiğinde eh… Ama on bin kişi nehirden su içmeye çalışınca nehrin aşağısında bekleyenlere su kalmıyor.

O zaman ortaya böyle bir tablo çıkıyor: 180 megabaytlık bir dosya indireceksiniz ki bugün oyun için indirdiğimiz gigabaytlık dosyalarla karşılaştırılamaz bile. Bize sunulan hız 4 kilobayt. Ama gösterdiğiyle alabildiğimiz birbirinden çok farklı tabi. Bilgisayar bir hesap yapıyor ve bize diyor ki sen bunu 39 yılda indirirsin.

Bunların hepsi yaşandı…